Yerli ve milli yazılımın önü nasıl açılır?

  • Küresel başarı kazanmak için, 5 temel gelişim alanından söz edebiliriz
/documents/blog_yazilari/yerli2.jpg

Yerli ve milli yazılımın tanımını önceki yazıda yapmıştık. Şimdi bu tanımdan yola çıkarak, şirketlerimizin özgün yazılım ürünleri ile küreselleşmelerine nasıl destek olunabileceği hakkında düşüncelerimi ortaya koymak istiyorum. Belirtmek isterim ki, bu yazıda geçen her bir saptama ya da öneri, sıfırdan başlayıp bugünlere getirebildiğimiz girişimcilik mücadelemizde, zorluklarla deneyimlenmiş ve öğrenilmiş derslerden çıkan olgulara dayanmaktadır.

Küresel başarı kazanmak için, 5 temel gelişim alanından söz edebiliriz. Bunlar; finans sistemi, girişimciye bakış, kamu sahipliği, teşvik mekanizmaları ve insan kaynakları envanteridir.

Bu beş gelişim alanı ile ilgili bütüncül bir devlet stratejisi oluşturulmalı, tüm aksiyonların birbirini tamamlaması için gerekli koordinasyon sağlanmalıdır. Geçmişte doğru birçok aksiyon alınmasına rağmen, bunlar koordinasyonsuz ve birbirini tamamlamayan şekilde uygulamaya alındığı, uygulama sorumluları stratejiyi uçtan uca içselleştiremediği için beklenen etki sağlanamamıştır.

Şimdi bu 5 gelişim alanına kısaca göz atalım. Yazının uzamaması için detay eylem planı önerilerine fazla girme imkanımız olmayacak. Muhtemelen, bu gelişim alanlarının her biri ileride ayrı bir yazının konusu olacaktır.

1.    FİNANS SİSTEMİNİN RENOVASYONU

Yenilikçi KOBİ’lere orta ve uzun vadeli destek verecek modern finansman modelleri, bahsedeceğimiz her bir maddenin yerine getirilmesi için ön şart olarak görülmelidir.

Öncelikli belirtilmesi gereken; mevcut finans sistemimiz, ürün çıkaran bilişim şirketlerimizi destekleyici bir yapıda değildir. Bu yön, mutlaka teşvik edilmelidir. Fason üretimi ya da tüketim ekonomisini destekleyen fiziki üretimin veya satış-dağıtımın finansmanını sağlamanın yanısıra, gerçek anlamda bilgi ekonomisini destekleyecek proje ve iş finansmanı, kar ortaklıkları, “gelecek değeri” yatırım modelleri devreye alınmalıdır.

Fikri-sınai haklar ve geliştirilmiş yazılım ürünlerinin şirket bilançolarının aktifinde yer alması için gerekli hukuksal ve idari düzenlemeler tamamlanmalıdır. Özellikle kamu bankalarının bu aktifleri dikkate almasının sağlanması gerekmektedir. Çağdaş bankacılığın ve yeni ekonominin gereği budur, ancak birçok banka hala, sadece fiziki teminatlara, fiziki varlıkları esas alan sisteme göre düzenlenmiş bilançolara, tarihçeye, ilişkilere dayalı kredilendirme yoluna gitmektedir.

2.    GİRİŞİMCİYE BAKIŞIN İYİLEŞTİRİLMESİ

Türkiye’nin katma değerli ekonomiye geçişteki engellerden biri, girişimcileri destekleyen sağlıklı bir ortamın olmamasıdır. Bu hem yatırımcı eksikliğinden hem de var olan yatırımcıların değer oluşturma bakış açısındaki sorunlardan kaynaklanmakta, buna ek olarak strateji bölümünde belirtildiği gibi bir bütüncül kamu bakış açısı şimdiye kadar tam oluşturulamadığından, mevzuat revizyonları da toplam faydaya odaklanamamaktadır.

Yatırım ortamının iyileştirilmesi için, yatırımcının girişimciye saygı duyması ve doğru bakış açısına sahip olması ilk adımdır. Doğru bakış açısı, fırsatçılık ya da kısa vadeli, tek taraflı kazanımlar değil, paydaşlarla (büyük ve küçük tüm hissedarlar, çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler, toplum) birlikte kazanımdır. Ancak bu bakış açısı ile şirket değeri oluşturulabilir. Özetle, yatırımcı profili modernize olmalıdır, bu da daha çok sadece parası çok olan yatırımcı ile değil, vizyonu olan, sıcak para fırsatlarına kollayan değil, uzun vadeli bakabilen yatırımcılarla olur.

Melek yatırımcı sistemi ve ağları kurulmuştur. Ancak bu sistem, güçlü teşviklerle desteklenmediği için girişimciye doğru finansman sağlamak noktasında yeterli enerjiyi henüz üretememiştir.

Borsa İstanbul başta olmak üzere yerel borsalarımız, teknoloji şirketlerinin kısa vadeli ağır borç yükü altına girmeden, işlerini büyütebilecekleri, ürün ve hizmetlerini geliştirebilecekleri finansal platformlar olarak da hizmet vermelidirler. Gelişen İşletmeler Pazarı (GİP) ve Özel Pazar platformları, bu alanda atılmış olumlu adımlar olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu mekanizmalar geliştikçe, eğitim sistemimiz teknik odağının yanında “toplumsal ahlak” boyutunu da içerecek şekilde insanlarımızı “tüketimi hakedebilmek için önce üretmek gerektiği” konusunda bilinçlendirmeyi başardıkça, girişimcilerimize daha iyi sahip çıkabileceğiz.

Girişimcinin halinden anlamayan bazı kurumlar, girişimciye bir masa ve internet bağlantısı vererek destek oldukları yanılgısına düşmektedirler. Girişimcinin bundan önce, ürünü çıkarana kadar kendini ve ekibini geçindirecek nefes parasına ve geliştirdiği olgunlaşmamış ürünü (MVP: Minimum Viable Product) sahada denemesini ve iyileştirmesini sağlayacak pilot müşteriye ihtiyacı vardır.

Aynı zamanda girişimciye ürün yaşam döngüsü, yönetim ve girişimcilik koçluğunun sağlanması gerekir. “Bir ürün yaşam döngüsü nedir, yatırımın geri dönüşü nasıl hesaplanır, şirket değeri nasıl oluşturulur, strateji neden önemlidir, bütçe yönetimi nedir?” gibi temel soruların cevaplarından yoksun olan girişimciler, çoğunlukla yaptığı ürüne aşık olmakta, ürettikleri ürünler saha testi ve pilot müşteri testinden geçmediği için, çabaları sonuç vermemekte, sonunda parasız ve umutsuz kalıp tükenmektedirler.

Girişimciye devlet ya da belirlediği danışman kuruluşlar, şirket kurma, muhasebeyi tutma, vergi, SSK gibi rutin ve kırtasiye işlerde yardımcı olmalıdır. Bu şekilde girişimci enerjisini boşa harcamaz, kendi işine odaklanır.

Pazar araştırmaları konusunda girişimciye destek olunmalıdır. TÜİK gibi kamu kurumları girişimciye doğru hedefi vurma noktasında yardımcı olabilir.

Startup ve ARGE fonlamaları baştan yapılmalıdır. “Baştan harca, belki alırsın” sisteminden vazgeçilmeli, girişimcinin projesi, vizyonu, azmi, iş ahlakı baştan hızlıca değerlendirilerek hayat suyu parası önden verilmelidir.

Şirketlerimize yurtdışı yatırımcı desteği sağlanmalıdır. Yurtdışı yatırımcıları çekmek için TechCrunch veya Web Summit benzeri etkinlikler tasarlanmalıdır.

Yurtdışında ticaret bölgeleri kurup buralara yatırımcı müşteriyi çekmek kritiktir. Bu anlamda, yurtdışındaki TTC’ler (Türk Ticaret Merkezleri) doğru bir hamle olmuştur. TİM TTC’lerin sayısının artırılması, etkinleştirilmesi ve daha çok TTC’de bilişim alanlarının kurulması önemlidir. TTC’lar iyi reklam şirketleri ve iletişim ajansları ile anlaşarak girişimciyi ve doğru yatırımcıyı buluşturan mekanlar haline gelmelidirler.

Şirket birleşmelerine destek verilmelidir. Kapital’in Ağustos 2018 sayısına göre şu anda ülkemizde bulunan şirketlerin %70’i 2000 sonrası, %96’sı 90 yılları sonrası kurulan şirketlerdir. Yatırımın geri dönüş rakamlarına bakarsak, turizm 25 yıl, otomotif 10-12 yıl, enerji 10-14 yıl, mobilya 19 yıl, kağıt 8-10 yıl, demir-çelik 5-7 yıl, tekstil 5 yıl, hazır giyim perakendeciliği 2-7 yıl, inşaat 3-6 yıl, otomotif yan sanayi 3-5 yıl, kafe-restoran 1,5-2 yılda yatırımı geri döndürebilmektedir. Yatırımlarda geri dönüşü en hızlı ve en yüksek olan sektörlerden biri, yazılım sektörüdür.

3.    ETKİN KAMU SAHİPLİĞİ

Milli ürünlerin gelişmesinde tüm dünyada kamu sektörü çok önemlidir. Bu amaçla, kamu muhataplarına milli ürün alımlarında öncelik verilmesi yönünde net performans kriterleri verilmelidir. Bu konuda başarı gösteren kamu kurumları var, bunlar rol model ilan edilmelidir. Kamuda yerini korumaya odaklı bilişim yöneticileri yerine, iş yapmaya, sonuç almaya ve ülkeye, halka fayda sağlamaya odaklı yöneticiler konumlandırılmalıdır. Milli projelerin başarısından onlar da sorumlu tutulmalıdır.

Ulusal güvenlik, mali tasarruflar ve verimlilik artışı için, açık kaynak kodlarına dayalı ve yerli mühendislerimizin geliştirdiği yazılımlara ağırlık verilmelidir.

Kamu şirketlerinde özel sektörle rekabet edecek işler içeride yapılmamalı, işler özel sektördeki milli şirketlere verilmelidir. Özel sektörle haksız rekabetleri engellenmelidir. Kurumsal özel sektör şirketlerine de yerli ürün kullanımı için etkin vergi teşvikleri verilmelidir.

İhale kanununda, tek taraflı, tedarikçiyi boğacak ve kişi insiyatifine bırakılan esneklikler yerine, her iki tarafın da hakkını koruyacak adil düzenlemeler yapılmalı, doğrudan alım ve davet usulü ihale limitleri (doğru tanımlar ve kısıtlamalar yapılarak) artırılmalıdır.

Kamu sektöründen seçilecek firmaların “pilot kullanıcılığında” ve destekleyici finansman modelleri ile yurtdışı firmalarca Türkiye pazarına sağlanan birçok yazılım ürün ve platformuna alternatif yerli muadiller, Türk mühendis ve uzmanları ile geliştirilebilir, bu bilgi birikimi ülkemizde vardır.

Kamuda yazılım projelerinde ortak bir satın alma mekanizması bulunmuyor. Herkes ayrı ayrı bütçeleyip aldığı için, satın alma gücü bölünmektedir. Özellikle lisans bazlı satılan küresel yazılımlara toplu alım mekanizması oluşturulması, pazarlık gücünü artıracak ve önemli miktarda indirimler yaptırılarak ciddi tasarruf rakamlarına ulaşılabilecektir. E-ihale sisteminin tüm kamu projelerini kapsayacak şekilde merkezileşmesi ve bir satın alma hafızasının oluşturulması gerekmektedir. Bu şekilde hangi kapsamdaki işlerin ne kadar bütçe ile yapılabildiği öngörülebilecektir. Bu noktada yapay zeka teknolojilerinden faydalanılarak şartnameye göre bütçe öngörüsünü yapabilecek sistemler geliştirilebilir.

Ulusal güvenlik açısından, alınan ürün ve hizmetin kalite seviyesini yükseltme ve tasarruf sağlamak amaçlı, bazı projeler ortak hale getirilmelidir. Örneğin, 1000’e yakın kamu, üniversite ya da kamu ortaklı işletme var, bunlar ayrı ayrı web sitesi yaptırıyor, bu web sitelerine farklı fiyatlar ödeniyor, kalite düşük oluyor, teknolojide standart sağlanamıyor, ciddi güvenlik açıkları oluşuyor. Bunun yerine ortak bir içerik yönetim sistemi altyapısı kurularak, içerikte, tasarımda kurumlar özgür bırakılabilir, yine kuruma has uygulamalar gerekiyorsa bu altyapı ve teknoloji standartları üzerinde özel modüller geliştirilebilir.

Kamu teknolojik altyapıları, hızla Postgre, Linux gibi açık kaynak kodlu sistemlere evrilmelidir. Açık kaynak koduna dayalı teknolojiler, dünyada %15’lere ulaşmıştır, yakında %30’a varacaktır. Rusya’da bildiğim kadarı ile bu oran %65’dir. Türkiye'de %2'nin altındadır. Açık kaynak kodunu destekleyecek şekilde uzman yetiştirilmesine öncelik ve teşvik verilmeli, eğitimler düzenlenmeli, kamu üniversitelerinin müfredatı bu yöne çevrilmelidir.

Kamu kurumlarının yazılım ihtiyaçlarının karşılanması için, simülasyon merkezlerinin kurulması, devlete ait güvenlik hassasiyeti olmayan birçok verinin geliştiricilere açılması ve bu alanda ürün ve platformların geliştirilmesinin teşvik edilmesi gerekmektedir.

4.    BÜTÜNLEŞİK TEŞVİK MEKANİZMALARI

Girişimcilerin kritik eşiği aşabilmeleri için kamu teşvik mekanizmaları büyük önem arzeder.

Öncelikle; teknolojik teşvik ve destekler merkezileştirilmeli, tek elden yönetilmeli ve destek sadece ARGE desteği ile sınırlanmadan uçtan uca verilmeli ve başarısı takip edilmelidir. ARGE destekleri sonrası ürünleşme, ürün yaşam döngüsü ile satış, ticarileşme, küreselleşme desteği ardışık verilmelidir. Teşvik ve desteklerde istisnalar ve karmaşadan çıkıp mutlaka yalınlaşmalıyız.

Tübitak'ın TEYDEB teşvikleri, ARGE ve teknopark muafiyetleri, katma değer üreten KOBİ’ler ile sınırlandırılmalı, finansal kaynaklara kolay erişebilen büyük şirketlerden ve kamu kurumlarından kendi kaynaklarını oluşturmaları beklenmelidir.

TEYDEB destekleri, sadece ARGE odaklı olmanın yanısıra, inovasyon (ARGE’den bağımsız, maliyet düşüren veya verimlilik artıran) ya da muadil ürün destekleri ile (ARGE içermese de, yurtdışına döviz çıkışını engelleyecek veya döviz kazandıracak ürünlerin teşvik edilmesi) zenginleştirilmelidir. Aslında bu iş için planlanan KOSGEB şimdiye kadar işlevsiz ve yetersiz kalmış, amaca hizmet etmeyen birçok kurum destek alırken, amaca hizmet edebilecek kurumlara bu destekler verilemememiştir.

Bu çerçevede, Tübitak’ın ARGE destekleri konusunda net olması sağlanacaktır. Kamuda “muadil ürün” geliştirecek bir destek mekanizması yoktur. Tübitak TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı), bu tür başvuruları, rutin uygulama ve ARGE içeriği yoktur” diyerek geri çevirmektedir. Bu ihtiyacı gidermek için, TEYDEB destekleri yalınlaştırılmalı, inovasyon odaklı projeler ve ithal ikame destekler olarak 2 başlık altında toplanmalıdır. Destekler arasındaki gri alanlar, tanım muğlaklıkları engellenmelidir.

TEYDEB’ten destek alan firmalara kamu bankaları teminatsız teminat mektubu vermeli, buna göre bu şirketlere Tübitak ön finansman sağlamalıdır (Şu an, %25’e kadar ön ödeme teminat karşılığı alınabilmekte, ancak bu teminatlar için teminat istenmekte, ve süreçler uzun zaman almaktadır. Ortalama Tübitak teşviklerinin parasal geri dönüşü en az 1 yıldır).

TEYDEB’te hakem atamaları, özgeçmişlerde belirtilen onlarca uzmanlığa göre değil, gerçek anlamda uzmanlıklara göre yapılmalıdır. TEYDEB hakemleri, sadece akademik kurumlardan değil, özel sektör ve saha bilgisi olan kişilerden de seçilmelidir. Sadece akademisyenler görev alınca, TEYDEB desteklerine sadece ARGE yönü ile bakılıyor, hatta çoğu zaman rasyonel uygulamalardan ziyade kök ARGE gözüyle bakılıyor, işin ticarileşme gereği ve boyutu göz ardı ediliyor. Halbuki, bir KOBİ’nin yaptığı ARGE’yi en fazla 1-2 yıl içinde ticarileştirme ihtiyacı bulunmaktadır.

Tübitak’ın ARGE ve ticari faaliyetleri, stratejik ürünlerle sınırlandırılmalıdır. Bu stratejik ürünler uygun koşullar olursa özel sektör şirketleri ile işbirliği halinde ticarileştirilmeli, kamuya, özel sektöre ve dünyaya bu yolla satılmalıdır.

Anadolu’da atıl duran teknoparkların katma değerli ekonomiye kazandırılması için tedbirler alınmalıdır. Bu yolla Anadolu üniversitelerinden mezun olan gençlerin şehirlerinde kalarak buradan ekonomiye katkı vermeleri sağlanacaktır.

Büyükşehirlerdeki teknoparklar, üniversiteler için bir emlak geliri, büyük kurumlar ve bankalar için vergi muafiyeti kapısı olmaktan çıkarılmalı, gerçek anlamda ARGE ve inovasyon yapan, bu yönde üniversite kaynaklarından faydalanmak isteyen KOBİ’lere bu alanlar, teşvikli fiyatlarla tahsis edilmeli, devlet gerekirse, üniversitelere teknopark inşası konusunda bütçe vermelidir.

Üniversitelerde akademik performans kriterleri, makale yazmakla sınırlanmamalı, sanayi işbirliği, ARGE performansı ve bu yolla ticarileştirilen ürün çıkarma kriterleri de eklenmelidir. Liyakatli, ARGE yapan, yenilikçi öğretim üyelerinin Anadolu üniversitelerinde kalmaları için teşvikler artırılmalıdır.

Milli bir şirketten ya da şirketler konsorsiyumundan gerekli danışmanlık hizmeti satın alınarak, hızlıca eldeki kamu proje envanteri çıkarılmalı ve bunlarla ilgili analiz yapılmalıdır. Günün sonunda bu projelerle ilgili risk değeri, karşılaştırmalı bütçesel değeri, öncelik durumu ve kamuya katkısı ortaya konarak, bunlardan hangilerinden vazgeçilebilir, hangileri milli ve yerli imkanlarla yapılabilir, hangileri ötelenebilir şeklinde acil bir eylem planı çıkarılmalıdır.

5.    İNSAN KAYNAKLARI ENVANTERİNİN GELİŞTİRİLMESİ

Türkiye’nin gelecek projeksiyonunu gerçekleştirmek için öncelikli bilişimci ihtiyacı (yazılımcı, analist, teknik mimar vb) ortaya konmalıdır.

Hızlıca merkezi bir Kamu Bilişimci İnsan Kaynakları Sistemi Dijital Altyapısı oluşturmalıdır. Mevcut personelin envanter değerlendirilmesi adil kriterlere göre yapılmalıdır. Buna göre yetki ve sorumluluklar yeniden dağıtılmalıdır.

Ülkemizde özellikle 30-45 yaş arası iyi yetişmiş bilişimci envanteri çıkarılmalı, bunlardan iş ve meslek ahlakına bağlı olanlar seçilerek ihtiyaç duyulam devlet kademelerinde görev verilmelidir. Bu araştırmalardan liyakate dayalı, nitelikli personel havuzu oluşturulmalı, sürekli güncellenmeli ve canlı tutulmalı, kritik istihdamlar ihtiyaca göre buradan yapılmalı, buna göre ücretler verilmelidir. 

Grup Şirketlerimiz